Kayıtlar

Random etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

R-E-S-P-E-C-T

Resim
Bir blogger'ın blogundan bu kadar uzak kalması doğru değil, biliyorum. Geçtiğimiz bi'kaç ay benim için zorluydu. Değişim, yeniden uyum sağlama derken kendimi, kendi yarattığım kaosun içinde buldum. Enerji kaynağı ile etkilenen aynı kişi olunca, kurtulmak için sağladığınız enerji yeniden kaynak olarak değerlendilip başa sarıyorsunuz derken... Gün bugün oldu işte. Bunca zaman sessiz olmamın sebepleri vardı tabii, bir de sabrımı taşıran olaylar vardı takdir edersiniz ki. Bunca yıllık yaşantım boyunca hazmedemediğim tek bir şey oldu, Saygısızlık. Evet, oldukça basit geliyor aslında ilk karşılaştığınızda. Özellikle Türk toplumunun hemen her alanında, her anında görebileceğiniz, tecrübe edebileceğiniz bir eylem ne yazık ki. Fakat ben genel olarak ele almayacağım, özellikle vurgulamak istediğim bir yer var: İnsanların yaşantılarına karşı olan saygısızlık. Hayatımızın büyük bir çoğunluğunu toplum içerisinde, sosyal olarak geçiriyoruz. Peki şöyle bir bakın kendinize uzaktan; size...

Kızgın, Öfkeli, Sinirli. Tüm İnsanlığa...

Resim
Evet, sinirliyim, öfkeliyim. Herkese, herşeye, yapılan yanlışlara, yaptığımız yanlışlara, insanoğluna, hislere, güven duygusuna, aşka, doğru kalıplarına, geçen yıllara, en çok da kendime öfkeliyim. Ve, aynı hissedenler; bu yazı hepiniz için. Yıllar geçti, insanoğlu birbirine karşı olan gaddarlığını bir türlü atlatamadı. Nedir birbirimizle olan derdimiz? Mutlu olmak için önünde koskoca bir neden varken, onu itmek, kendinden uzaklaştırmak niye? Bir yığın apalca şey yaşıyor insan. Yersiz yere kendine acı çektirdiği yetmiyor, başkasının da kalbini kırıyor, bir de üzerine edebiyat parçalıyor. He, bunu yapanlar arasında edebiyat okuyanlar da var, birini tanıyorum misal. Bir çoğu, yaşanılanların, ufak tefek yapılan hatalar, kavgalar, tartışmalar ya da mükemmeli aramak üzerine. İnsanlar mükemmeliyetin imkansız olduğunu anlamıyor bence. Zira bir çoğumuzda bu problem var; görüyoruz işte. Kendine katlanamıyorsun arkadaşım daha. Onca ağlayıp zırlayıp seven yok beni diyorsun, karşına san...

Love Karma

Resim
Her sayfaya başka bir hikaye yazar insan. Her sayfanın ayrı bir kahramanı, ayrı bir yeri vardır; özel olan, onu özel kılan. Defterin sayfalarını çevirdikçe, eline küçük cam kırıkları batar bazen, ya da gözüne çarpar, sayfanın arasından kayıverir kırıntılar. Ya hayal kırıkları, ya da umut kırıntılarıdır aslında onlar... Bazen, her şeyde onu görmek, onu hatırlamak mutluluk verir insana. Her ne kadar diliyle, "Of çok bahsettim, çok düşündüm!" dese de. Yanındakinin ismini söyleyişinden, onla ortak olan herhangi bir kelimeyi sarfedişinden bile özel bi'şeyler çıkartır, gülümsersin. Sanki çekim yasası bunu istiyormuş gibi hissedersin. Sensindir aslında o çekimi yapan/yaratan. SEN istediğin için, hayatında süregelen olaylardan kendi kendine anlam çıkartıyorsundur, anlamsızca, farkında olmadan... Kaptırıverirsin kendini öylece, bi bakmışsın bir hafta içinde bağlanmış, aşık olmuş, ya da arkadaşından ayrılamaz olmuşsundur, daha tanimadan iyice. Dur bi düşün şimdi, kim verd...

Köşeyi Döndüğünüzde Sizin Neyi Beklediğini Bilemezsiniz.

Resim
Garip şu insanoğlu. Bir modeli yok, normali yok aslında. Öyle sanıp, doktorlar "Normali böyledir." diyorlar mesela, halbuki her insan kendine özel bir yapıda dünyaya geliyor, karakteristik özelliklerini bırak; fiziksel özellikleri bile birbirine benzemiyor ki, bunun hangisi normal? ''Herkeste olan'' dediğin şeyler; kafa, göz, el, ayak diyelim, onlar da 'herkeste' var mı gerçekten? Bazısı olmadan dünyaya gelmiyor mu? Biz Audi TT değiliz ki, hepimiz standart üretilelim? Henüz hiçbir fiziksel özelliğin standardı bulunamamışken, ruhsal özellikleri standarda koymak, dayatmak hangi kafanın ürünü peki? Psikoloji çok farklı bir dal kesinlikle. Zamanında benim de okumak istediğim, içine girmek istediğim bir branştı gerçekten. Git gide farklılaşan hayatlar, değişen yüzler, karakterler görüp hayran kalmak hoş bir duygu olsa gerek... Ama, bir de bunun farklı bir boyutu var; içinde boğulmak... Farklı insanlar, farklı yapılar demişken... Onca insan tanıyorum he...

It's More Complicated Than I Thought.

Resim
Bu da eskilerden bir yazı.Tıpkı bir önceki gibi... Tarihi: 10 Mart 2010 Çarşamba. Saat 00:08 Afiyet olsun tekrardan :)) Umarım beğenirsiniz ! Ne kadar doğru birine sonuna kadar güvenmek ? Kim veriyor bize bunun garantisini ? Aldığın maddi birşey değil ki , 30 gün içinde iade edebilesin , ya da bozulduğunda yenisiyle değiştirebilesin... Düne kadar 'Diğer Yarım' dediğin insan bugün seni aldatabiliyor, arkandan konuşabiliyor, kısaca kandırabiliyor. Şimdi gel de , güven diğer insanlara ... Sonradan öğrenilenler defterine bir not daha : Demek ki ''Yıl'' dediğin şey, bir işe yaramıyormuş ;) O kadar karışık ki bütün olanlar, her türden örneğe rastlayabildiğin gibi, hangisinin doğru veya kesin olduğunu da kestiremiyor insan. Şimdi neye inanıp şekil vermeli hayata ? yıllarca süren ve kalitesinden hiç ödün vermemiş dostluğuna mı, kısa sürede yakaladığı samimi kardeşliğe mi , uzun soluklu süren dostluklarından birinin değerinin sıfır olduğuna mı, yo...

Life's So Complicated. Believe me, It is.

Resim
Bu çok ama çok eski bir yazı, neredeyse benim ilk public denemem denilebilecek kadar eski. Yazılma tarihi 22 Temmuz 2009 Çarşamba, 01:17. Umarım beğenirsiniz, afiyet olsun! =) Birçoğumuzun karıştırdığı,bazılarımızın aynı anlama geldiğini düşündüğü,bazılarımızın ise en çok önem verdiği kavramlardır arkadaşlık ve dostluk ikilisi... Her zaman olmasa da çoğu zaman sohbet edebileceğin, gün içinde görüştüğün, kafana uyan, takılmayı sevdiğin kişilerdir arkadaşların.Bir çok şeyi yapabilirsin onlarla aslında: Denize gider, oyun oynar,bira içer,dağıtır, koparsın; pikniğe gider,manyal yapar,mesajlaşır,sohbet edersin yeri geldiğinde. Doğru seçim yaptıysan eğer, sonu gelmez arkadaşlığın.Normalin ötesinde seversin arkadaşlarını,sayarsın,görüşlerini önemsediklerin de vardır;önemsemediklerin de... Genel bir kavramdır arkadaşlık, özünde...Bir üst seviyesi vardır ki,tarif edilemeyecek güzelliktedir onun yaşattıkları... 'Dostum' dersin o sevgili kişiye,herşeyini anlatırsın,pa...

Bir Kardeşim Var; Anne-Babalarımız Farklı; Ama Öz.

Resim
Karmaşık şey şu bağlılık. Biri ile tanışıp, sürekli zaman geçirdiğinde, aranızda bir kimya oluşuyor; yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor mesela, hiç ayrılmayacağınızı, arkandan hiç konuşmayacağını, hayatının sonuna kadar dostun olacağını zannediyorsun. Lisede beraber takıldığın insanlarla bağının hiç kopmayacağını, sana onlardan daha yakın birisi olamayacağını düşünüyorsun. Universitede takıldığın insanların, kıskançlık gibi bir sorunu olmayacağını, arkadan iş çevirmeyeceğini sanıyorsun. Halbuki, bütün olumlu yanlarla beraber, bu olumsuzlukları da, o bağlılık getiriyor aslında. Verdiğin değeri alamamak, ya da fazlasını görmek değil bu; fesatlık, kıskançlık, unutulmuşluk vesaire... Daha önceki blogumda  da dediğim gibi, internetten arkadaş edinip dost olan bir insanım ben. Öyle ki, canım çok yanmasına rağmen, uslanmayıp hala devam ediyorum buna. Soranlar çok; ''Madem çok canın yandı, neden hala? Bir nedeni olmalı yani?''  Evet, var. Öyle bir nedeni var ki, kimsenin ...

Bazen Neyle, Nasıl Biteceğini Bilemezsiniz. Gerçekten.

Resim
Yalnız geçer bazen, günler geceler... Neler yaşadığını hatırlarsın, bundan sonrası uçsuz bucaksız bir çöl gibi görünür gözüne; ıssız. Etrafındakileri mutlu görmek tatmin eder bazen insanı. Sevgili kavgaları, ufak küslükler, cıvıldaşmalar... Mutlu olursun ''onların adına''. Peki ya sen? Anca eskilerini hatırlarsın, bazen isteyerek, bazen istemeyerek biten ilişkilerini. Yola da burdan çıktım aslında. Bu yıl herkesin dilinde olan bir şarkıdan, Someone Like You'dan. Kendi ağzıyla, bütün bir yıl boyunca tüm dünyayı sarıp sarmalayan, 18 milyonun üzerinde satış yapan, bütün ödülleri toplayıp hala ''Herşeye sahip olabilirdik!'' diye yakınan, kudretli Adele, 21 adlı albümünü; kendisinin de dediği gibi, salakça bir ilişkiden ilham alarak yaptığını söylüyor. Aynı zamanda da, benim bu koca yazıyı yazmama sebep olan ''Sometimes it lasts in love, but sumetimes it hurts instead.'' diyerek, kendini acı çeken, eski sevgilisini de suçlu ilan etmemiz...

Netten Tanışıp Dost Edinen Bir İnsanım Ben

Resim
Çok ama çok büyük bir tepki var, internetten edinilen arkadaşlara, arkadaşlıklara karşı... Neden peki? Neden sevilmiyor yani sanal ilişkiler? Aileden tepki alıyorsun bir kere eğer reşit değilsen, ya da ailenle yaşıyorsan. ''Aa, netten tanıştığın insana güvenemezsin!'' cevabı geliveriyor hemen. E peki, okuldan tanıştığın birine güvenebiliyor musun? İnsanlar kendilerini sanalda nasıl isterse öyle gösterebiliyor, evet. Karın bölgesinde fazlalıkları varsa, fotoğrafını kesiyor, düzgün bir türkçe konuşuyor, ya da çeviri sitelerinden ingilizce, hatta fransızca gibi, tutulan dillerden metinlerden çevirip yayınlayabiliyor, takipçi sayısına göre havalı olduğunu düşünebiliyor-ki bunun sebebi sadece bir obje olarak görülmeleri, kaliteli olmaları değil- vesaire vesaire... İnsanlar birbirlerini kandırıyor, aldatıyor, ilişki yaşıyor, flört ediyor, doğru. E peki reel yaşantıda? Yine aynıları oluyor. En azından nette insanlar kendilerini mutlu edebiliyorlar, şivesinden memnun değils...

Haydi Parla!

Resim
Bazen dilimin ucuna kadar geliyor kelimeler… Hatta çırpınıyor dudaklarımın arasından kaymak, kendini göstermek için. Fakat o kadar kibirli bir gururum var ki, burnu yerden düşse almıyor. Garip şu insanoğlu. Mutlu olmak için her imkana sahipken, bazı şeyleri ertelemek adına yapmadığı fedakarlık kalmıyor, uzun dönemde mutluluğundan bile vazgeçebiliyor haliyle… Herkes aynı şansı elde etmez asla. Her ne kadar kadın-erkek eşit diye yakarsalar da, insanların isteyip de yapamadığı şey yok deseler de, olmuyor işte. Herkesin bir yıldızı var gökyüzünde;  kimisi daha parlak diğerlerine göre. Sorun ne mi? Sorun; elindeki ile yetinememek. Sorun; isyankar davranıp pesimist olmak. Sorun; sensin aslında. Senin düşüncelerin. Fiziksel kusurların olabilir, sesin güzel olmayabilir, dans edemiyor olabilirsin, kıvrımların olmayabilir, saçların şekilsiz olabilir, mühim olan; kendinle barışık olabilmen. Nelerle karşılaşıyoruz gün geçtikçe hayatımızda. Deli gibi, insanların iyiliği için hiç durmadan çırpı...

Let It Snow!

Resim
A z önce evime gelen arkadaşlarımı yolcu ederken farkına vardım. Kar yağmaya başlamış! Üniversiteye gittiğim şehirde, bu ikinci kar oluyor, benim ise burada üçüncü yılım bu. Hemen oturdum bilgisayarımın başına, sıcacık evimde, elimde sıcak zencefilli çayım ile, minik ışıldayan Xmass light’larım eşliğinde, Xmas şarkıları dinliyorum. Noel ruhu diye mızmızlandığım şeyin yüzde yirmi beşini yaşıyorum şuan sanırım. Dışarıda karın usul usul yağmasını izlerken insanın aklına gelebilecek sınırlı şey var sıcacık evinde tek başınayken. Köşede yanan, odunları çıtırdayarak yanan bir şömine, yanında romantik bir yemek, ufak bir puf… Kime ne zaman denk gelir, bilinmez. Ben yakalayamadım daha o şansı ama yalnız olmak, çok mu dert? Mutlu olmak, huzurlu hissetmek için çok neden var etrafımızda. Ebeveynlerinizden uzakta olabilirsiniz, hayatınızda bir yığın olumsuz olaylar meydana gelmiş ve siz bu yazıyı okurken bile meydana gelmeye devam ediyor olabilir, aşk hayatınızda istediğiniz düzeni ...